Bir toplumun adaleti, en çok da görünmeyenlerle mücadele edebilme kabiliyetiyle sınanır. Biz ise bir cinayet sahnesi gibi yasaklı madde meselesinde sadece kanı toplayan polisleri, yere düşen yasaklı madde paketlerini, yakalanan gençleri görüyoruz.
Fakat perde arkasında dolaşan tabiri caizse “baronlar”, “karteller” ve servetleriyle gölgelenmiş isimler nedense gözlerimizin önünden kayıp gidiyor.
Yasaklı madde kullananlar yakalanıyor, elleri kelepçeleniyor, sorgular yapılıyor ve en nihayetinde cezaevine yollanıyor.
Gazete sütunlarında “X kişi yasaklı maddeden tutuklandı” başlıkları sıradanlaşıyor. Halbuki meselenin kaynağı, bir türlü ulaşamadığımız karanlık odaklar. Bu tablo bize sadece bir şey söylüyor: Büyük balıklar kaçıyor.
Yasaklı madde ticaretinin en alt halkasında yer alan kişiyle en üst zincirdeki baron arasındaki mesafe, sadece kilometrelerle ölçülemez.
Bu mesafe, güç, para, ittifaklar ve korunan sırlarla örülmüş bir duvardır.
Bir sokak satıcısı yakalandığında, “operasyon başarıyla tamamlandı” diye sevinenler olur. Oysa o satıcının arkasında kimlerin olduğu, nasıl bağlantılar kurduğu, hangi koridorlardan geçtiği hâlâ karanlıkta.
Ve evet, bazen bu karanlığın içinde ünlü isimlerin de adları geçiyor. Magazin kuleleri kimi zaman “Bir yıldızla yasaklı madde bağlantısı” manşetiyle çalkalanıyor. Fakat bu haberler genellikle kısa ömürlü, çabuk unutturulan skandallar olarak raflarda eskimeye terk ediliyor. Çünkü yargı süreci, delil toplama ve hukuki engeller, toplumun merakını gideren bir adaleti işletmek yerine, dikkatleri dağıtıyor.
Bir düşünelim: Sokakta üç beş gramla yakalanan gençler hapse giderken, tonlarca yasaklı maddenin ülkeye nasıl sokulduğu sorusu cevapsız kalıyor.
Kilolar, tonlar ve milyarlarca liralık ticaret zincirleri…
Buraların arkasında sadece hayal ürünü “baronlar” mı var? Tabii ki değil. Sistem, dışarıda devasa paraların dönmesine izin veren bir yapıyla işliyor.
Eğer sadece sokak satıcıları yakalanıyorsa, büyük balıklar kaçıyor demektir.
Çünkü basit bir metaforla söylemek gerekirse, yasaklı madde bir nehir değil; bir okyanus akıntısıdır. Biz sadece kıyıya vuran atıkları görüyoruz.
Gerçek mücadele, en üstteki organizasyonların nasıl işlediğini ortaya çıkarmakta gizli. Bu, sadece kolluk kuvvetlerinin işi değil; hukuk, istihbarat, medya ve en önemlisi de siyaset kurumunun kararlılığıyla aşılabilecek bir süreçtir.
Baronları, kartelleri, onları koruyan, saklayan ilişkileri ve fırsat alanlarını ortaya çıkarmalıyız.
Adalet balık tutmakla değil, doğru denize ağ atmakla ölçülür...