Türkiye siyaseti, ifademi mazur görün ama en piç dönemini yaşıyor.
Nasıl yaşamasın ki?
2023’teki genel seçimlerden sonra onlarca milletvekili, saf değiştirmiş.
Benzer bir durum, yerel yönetimlerde de yaşanmış.
70’e yakın belediye başkanı, yüzlerce meclis üyesi, dün küfür ettikleri parti veya partilere geçivermiş.
Yani verdiği sözleri unutmuş.
Dün “Kaka” dediğine, bugün “Cici” demeye başlamış.

***

Oysa bu ülkede siyasete girerken edilen yeminler var.
Namus üzerine, şeref üzerine, vicdan üzerine edilen yeminler…
Ama nedense o yeminlerin ömrü, koltuğun konforuna kadar.
Belediye başkanı olurken, milletvekili seçilirken, meclis üyesi olurken ağızdan çıkan kelimeler büyük:
“Bu dava için”,
“Bu millet için”,
“Bu şehrin hakkı için.”

***

Sonra ne oluyor?
Bir sabah uyanıyoruz, dün uğruna pankart taşıdığı, kapı kapı dolaştığı partiyi “ilkeleri gereği” terk etmiş.
İlkeler değişmiş.
Dava başka bir adrese taşınmış.
Vicdan, yeni parti binasında yeniden dekor edilmiş.
Buna siyaset diyorlar.
Yok, bu siyaset değil.
Kusura bakmayın ama bunun adı piç siyasettir.
Çünkü siyaset dediğin şey, menfaatle yön değiştiren pusula değildir.
Siyaset, rüzgâra göre dönen bayrak hiç değildir.

***

Bir belediye başkanı, hangi parti olursa olsun, kendi oyuyla seçilmez.
O koltuk, binlerce insanın oyuyla verilir.
O oylar bir kişiye değil, bir duruşa, bir çizgiye, bir tercihe verilir.
Peki soralım:
O insanlara sorulmadan parti değiştirmek helal midir?
Bir vekil, oy aldığı kitleye danışmadan saf değiştirdiğinde temsil görevi devam eder mi?
Vekil gerçekten “vekil” midir, yoksa koltuk sahibi mi?
Siyasetçi dediğin, kandıran mı olmalı?
Bugün söylediğini yarın inkâr eden mi?
Seçim meydanında başka, kulislerde başka konuşan mı?
Yoksa sözünün arkasında duran mı?
Bedeli varsa ödemeyi göze alan mı?
Koltuğu değil, sözü ağır gelen mi?

***

Bizde ise başka bir tip türedi:
Her dönemin adamı.
Her kapının misafiri.
Her iktidarın “bizdenmiş gibi” görüneni.
Bu tipler için siyaset bir araç değil, meslek.
Dava değil, kariyer.
İlke değil, pozisyon.
Bugün A partisinde “onur” diye konuşur,
yarın B partisinde “sorumluluk” diye savunma yapar.
Dün hain dediklerine bugün sarılır,
dün alkışladıklarını bugün yok sayar.
Ve hepsinin ortak bir cümlesi vardır:
“Bu siyasetin doğası.”

***

Hayır.
Bu siyasetin doğası değil.
Bu siyasetin yozlaşmış hali.
Ankara’yla sınırlı değil bu hastalık.
Bir şehirden diğerine, bir ilçeden öbürüne bulaşmış durumda.
Küçük yerlerde daha da çıplak;
çünkü herkes her şeyi biliyor ama kimse konuşmuyor.
Siyasetin içinde kalmak için her şeyini feda edenler var.
İtibarını, geçmişini, yüzünü…
Yeter ki koltuk düşmesin.
Yeter ki “orada” kalabilsin.
Ama şunu kimse söylemiyor:
Siyasette kalmak, her zaman onurlu kalmak değildir.
Bazen en büyük duruş, koltuktan kalkabilmektir...