Aslında bu konu hakkında daha önce bir şeyler söyleyecektim fakat arada yaşanan olaylar konuyu ertelememe sebep oldu.

Herkesin düşündüğü hakkında konuştuğu ancak

dile pek fazla getirmediği bir konu.

Bu şehrin ortak paydada birleştiği en önemli kurum;

kuşkusuz Kocaelispor.

Uzun yıllar dipten zirveye tırmanış, bu süreçte desteğin

hiçbir zaman kesilmemesi,

bir kulüp etrafında birleşerek topluma verilebilecek bir mesaj aslında.

Güçlü de bir mesaj.

Tabi Kocaelispor’un yaşadığı bu süreçte ortada olmayıp,

şimdi en koyu Kocaelisporlu olarak fotoğraflarda boy gösteren

çeşitli kesimlerden kişileri de herkes görüyor.

Bunun gibi karakterlerin Kocaeli basınında da olduğunu

görmemek elde değil.

Aslında görmemek gerek. Görmememiz gerekir.

Bakın değerli büyüklerim ve sevgili arkadaşlarım;

takım tutabilirsiniz, partili olabilirsiniz,

çeşitli konularda taraf olabilirsiniz.

Ancak bunu işinizi yaparken doğrudan gösteremezsiniz.

Bizim çocuk olamazsınız.

Bu sizin “objektif” bakış açısına sahip olmadığınızı gösterir ve eğer ​ objektif değilseniz yaptığınız iş gazetecilik değil,

halkla ilişkiler ve tanıtım işinin alanındadır.

Bu işi de yapabilirsiniz ancak bir işin kimliğin içerisinde görünüp

diğer işi yapamazsınız.

4’üncü kuvvet olarak tanımlandırılan bir meslek bu şekilde yapılamaz.

Zaten mesleğin bu denli ayaklar altına alınmasının sebeplerinden

bir tanesi de bu tavırdır.

Mesela ben bir “muhabirim”

işimi yaparken; basın tribününde aynı zamanda “taraftar” olamam.

Taraftar olmak istiyorsam gidip taraftarların olduğu tribünde yer alıp,

muhabir kimliğimi cebime koymam gerekir.

Peki, stadyumda, basın tribününde durumlar nasıl görünüyor?

Türk futbolunda hakem hatalarına, verilen verilmeyen kartlara,

faullere, gollere tepki göstermemek elbette çok zor.

Tribünüyle, Selçuk Hoca’nın takıma oynattığı oyunla Kocaelispor’un

lige renk ve ses getirdiği de ortada.

Tabi ki basın tribününde zaman zaman bulunduğumuz konumda

biz de hafif tepkiler verebiliyoruz.

Kocaelispor’un başarılı olmasını, daha iyi yerlerde

mücadelesini sürdürmesini istiyoruz.

Hele ki Selçuk Hoca gibi; efendi, saygılı ve dürüst bir hocayla

bu başarıları yakalamasını

emin olun sizden daha çok istiyoruz.

Ama bu kulaklar deplasmandaki bir maçta,

hakemin yanlış kararı sonrasında, bitiş düdüğünün ardından

koymalı, sektirmeli, sinkaflı küfürleri bağıra çağıra seslendirenleri

​​​​ ​duydu.

Basın tribününde...

Keza kendi evinde bu gözler, deplasman tribünlerine doğru

​ elleri, kollarıyla geometrik şekiller çizenleri de gördü.

Basın tribününde.

Hele bir de basın toplantıları var ki; yayıncı kuruluşa şenlik.

Karşıda teknik direktörler soru beklerken;

mikrofonu alıp pozisyon yorumlayan mı istersin,

hocanın ilk açıklamasında verdiği beyanı tekrar soran mı istersin,

galibiyet ve güzel oyun için teşekkür edip mikrofonu bırakan mı?

Hepsi var. Hepsi yaşanıyor.

Yapmayın.

Hem şehrin hem şehrin yerel basınının itibarını

daha fazla ayak altına düşürmeyin…