İlimizde geçen hafta şiddetli fırtına uyarısı sonrasında

50 kilometre ile 75 kilometre arasında şiddetle esen lodos

yer yer de 90 kilometre şiddetine ulaştı.

Birçok ilçeden gelen görüntülerde

sahil şeridi sular altında kaldı.

Bunun en belirgin örneğini de İzmit’te gördük.

Özellikle Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin alt kısmında bulunan otopark alanı ve

Marina, eski Fuar Alanı’nın bir kısmı

sular altında kaldı.

Alanda bulunan araçlar ise tekerlekleri boyunda suya gömüldü.

Bu olay,

kısa süreçli ve anlık düşünürseniz

çok bir şey ifade etmeyebilir.

Eğer böyle düşünüyorsanız,

“Doğayı tanımıyorsunuz” demektir.

Doğa, kendi haline bıraksanız bile size

sonsuz nimetler sunar.

Siz ona iyi bakarsanız, bu nimetlerin sınırı zaten yoktur.

Bir aşamaya kadar ona müdahale etmenize de izin verebilir.

Ancak ona ettiğiniz müdahaleler kontrolsüzce ilerlerse;

önce size bazı uyarılar verir.

Bu uyarıları dikkate almazsanız;

sizin ondan zorla aldıklarınızı,

hiç acımadan geri alır.

Sonra siz buna afet dersiniz, Allah’ın takdiri dersiniz.

Ne dediğinizin çok bir önemi yok.

Olacak şey bellidir.

Sahil şeridinin fırtına sonrası sular altında kalmasıyla

bu söylediklerinin ne alakası var?

Şöyle anlatayım:

Bilindiği gibi İzmit’te

Yeni Cuma Camii’nden güney yönünde doldurma işlemi yapıldı.

Peki, bu doldurma işlemi sonrasında

bir set ya da

akıntıyı yönlendirecek bir çalışma yapıldı mı?

Bildiğim kadarıyla hayır.

Bu şimdilik burada dursun.

Bu kentin sorunları tartışma konusu olduğunda,

öne çıkan başlıklar ne oluyor?

Deprem, trafik ve otopark sorunu.

Trafik sorununa çeşitli yollar yapılarak sorun çözülmek isteniyor.

50 yıllık 100 yıllık bir çözüm olmasa da

tamam diyelim.

Deprem konusu tartışılmaya başlandığında,

konut kontrolleri yapılıyor, yavaş da ilerlese kentsel dönüşüm çalışmaları yapılıyor,

kent merkezinin yer altında bulunan tarihi değerleri ve çarpık yapılaşması,

hızlı bir değişime çok fazla müsaade etmiyor.

Tüm merkezi bir anda yıkıp yapmak gerekiyor ki

hızlı çözüm üretilebilsin.

Bana sorarsanız Türkiye’deki çoğu kent merkezini

yıkıp baştan yapmak gerek ama mümkün değil.

Hadi bu da tamam.

Otopark sorunu gündeme geliyor;

şehirdeki otopark sayılarına sahil şeridindeki otoparklar da dahil ediliyor.

Sahil şeridinde otopark olması

mevzuata ve yasaya ne kadar uygun?

Tartışılır.

Hadi buna da tamam diyelim.

Ne zaman olacağı tam olarak bilinemese de

Marmara Bölgesi’nde bir depremin olacağı kesin.

Bu konuda sürekli bir şeyler tartışılıyor, konuşuluyor.

Peki ya denizden gelebilecek bir etki ne olacak?

Bu deprem sonrasında oluşabilecek bir durum da olabilir.

Geçen hafta fırtına ile kendisini gösteren bir tehlike de.

Şimdi 75 kilometrelik bir rüzgarda

sahil şeridinin bu denli mesafesi sular altında kalıyorsa,

ülkemizde henüz nadiren görülen bir kasırga oluştuğunda çözüm ne olur?

Şöyle söyleyeyim; kasırgalar yalnızca

Kuzey Amerika’da gördüğümüz görüntülerden ibaret değil.

Her ne kadar iç denizlerde kasırga görülmese de,

kasırgalara yakın şiddetli fırtınalar, soğuk mevsimlere geçişlerde yaşanabiliyor.

Daha önce ülkemizde de Akdeniz ve çeşitli denizlerde küçük örnekleri görüldü.

Geçen hafta 75 kilometre hızla esen fırtınanın,

125 kilometre hızla günlerce estiğini düşünelim.

Belki de daha güçlü bir şekilde.

Bunun gelecek yıllarda görülmesi

güçlü bir ihtimal.

Böyle bir durum oluştuğunda, bir eylem planı var mı?

Bunun sonrasında;

otopark, marina, sahile paralel otoyolun

su üzerinde kalma ihtimali var mı?

Sanırım yok.

Yani, doğadan zorla aldığımız kısımları,

doğa yeniden geri alacak.

Hem de çeşitli seferler uyarmasına rağmen.

Doğa bizi uyarıyor.

Duyuyor, görüyor muyuz?