Birazdan okuyacaklarınız, hepimizin bildiği ama günlük koşturmada pek de üzerinde düşünmediğimiz bir gerçeği yeniden hatırlatacak.
Biz ebeveynler, çocuklarımızın sadece bugününü değil; gelecekte, hayatın getirdiği olumlu ya da olumsuzluklar karşısında nasıl duracaklarını da şekillendiriyoruz. Onların temel ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Eğitimleri için imkânlarımızı zorluyor, kurslardan etkinliklere yetişmeye çalışıyoruz. İyi bir okul, güvenli bir çevre, sağlam bir gelecek hayali kuruyoruz ama çocuklarımız büyüdüğünde onları hayatta farklı kılacak, yalnızca bildikleri olmayacak. Emsallerinden daha önde olmalarını sağlayacak şey, nasıl düşündükleri, dünyaya nereden baktıkları, bir belirsizlikle karşılaştıklarında korkup geri mi çekilecekleri yoksa cesaretle ileriye doğru adım mı atacakları olacak.
Her yıl lise öğrencilerimizle gerçekleştirdiğimiz CERN Bilim ve Fizik yurt dışı gezilerine bu yıl bir yenisini ekledik. Yaklaşık iki hafta önce, lise öğrencilerimizle birlikte sekiz günlük bir Amerika-NASA yolculuğuna çıktık. İşte tam bu noktada okulda yapılan gezilerin, deneyimlerin ve “yerinde öğrenmenin” ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük.
Burada durup kendimize dürüstçe cevaplayacağımız bir soru sormak gerekiyor: Çocuğunuzu, yaklaşık on bir saat sürecek bir uçuşla sekiz bin kilometre uzağa; sekiz gün boyunca kontrolün sizde olmadığı, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikte olacağı bir bilim yolculuğuna gönderir misiniz?
“Evet.” demek kolay mı? Değil.
Maddi boyutunu bir kenara koysak bile asıl zor olan şey başka; kontrolü çocuğunuza bırakmak, güvenmek, kendi ayakları üzerinde durabileceğine inanmak…
Bu cesareti gösterebilen ailelerin çocuklarında ortak bir özellik gözlemledim. Hayata daha geniş bir pencereden bakıyorlar. Sorular soruyorlar. Kendilerini dünyanın merkezinde değil, dünyanın bir parçası olarak görüyorlar.
İstanbul’dan uzun bir uçuşun ardından New York’a indiğimizde, öğrencilerin gözlerindeki o ilk bakışı unutmak zor. Yorgundular ama heyecanlıydılar. Meraklıydılar ama ürkek değillerdi çünkü sadece gezmeye değil, dünyayı anlamaya gelmişlerdi.
Neler Gördüler, Neler Deneyimlediler?
Soğuk havaya aldırmadan Brooklyn Köprüsü’nün hikâyesini dinleyerek yürümek, yeni yıl arifesinde yılbaşı süslemeleri arasında 5th Avenue’dan geçip Central Park’a ulaşmak ve Rockefeller Center’ın 70. katında yer alan, Top of the Rock’a çıkarak Manhattan’ın simge yapılarını kuşbakışı izlemek... Empire State’a karşıdan bakmak…
Bu deneyimleri yaşayan bir öğrenciyle bunları yalnızca fotoğraflardan bilen bir öğrenci dünyayı aynı yerden görebilir mi?
Özgürlük ve Hafıza
Belki yanı başımızdaki Kız Kulesi’ne henüz gidememişizdir ama New York’ta Özgürlük Anıtı’na gitmek, Ellis Island’ın hikâyesini dinlemek, Wall Street’te yürümek, 11 Eylül sonrası yıkılan ikiz kulelerin anıtlaştırıldığı yer olan 9/11 Memorial ve yanına yapılan, 541 metre yüksekliğiyle tüm dikkati üzerine çeken One World Trade Center’i bizzat görmek… ekrandan izlenenden çok daha etkileyici.
NBA: Spor ve Şov
Bir NBA maçı izlemenin, basketbol maçı izlemekten çok daha fazlası olduğunu öğrenciler bizzat yaşayarak gördüler. Brooklyn Nets – Utah Jazz NBA karşılaşmasını izlerken edindikleri deneyimle müzik, ışık gösterileri, dev ekranlar, dans ekipleri ve seyirciyle kurulan sürekli etkileşim sayesinde, sporun eğlence, disiplin ve organizasyonla nasıl iç içe geçtiğini gözlemlediler.
Bir Dâhinin Sınıfı
New York’tan Washington’a geçerek dünyanın en nitelikli üniversitelerinden biri olan Princeton Üniversitesini ziyaret ettiler. Albert Einstein’ın yaklaşık 30 yıl boyunca ders verdiği salonda bulunmak, kürsüye dokunmak, notlarını yazdığı tahtaya yazı yazmak, öğrenciler için tarihe ve bilime dokunmak demekti.
Tarihin Ağır Yükü: Enola Gay
Washington’daki Udvar-Hazy Havacılık ve Uzay Müzesinde Lockheed SR-71 Blackbird, Tomcat savaş uçakları, uzay mekiği Discovery, Boeing serisi ve Concorde uçaklar ve ilk atom bombasını atan Enola Gay uçağını ve hatta daha pek çok efsanevi hava aracını yakından gözlemleyerek tarihi yeniden yaşama fırsatı buldular.
Yer Çekimine Meydan Okuyan Eşsiz Deneyim: IFLY
Orlando, IFLY kapalı alan uçuş deneyimi asla unutamayacakları anılar kazandırdı. Uzman eğitmenler rehberliğinde gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler; dikey rüzgâr tüneli içinde ağırlıksız bir şekilde süzülerek uçma imkânı bularak denge, beden kontrolü ve odaklanmanın önemini birebir yaşayıp öğrendi.
Uzaya Roket Fırlatılışına Yerinde ve Canlı Tanıklık Etmek
Florida, NASA Kennedy Space Center’da insanın ömrü boyunca şanslıysa belki bir kez canlı tanıklık edeceği çarpıcı bir deneyim yaşandı. Astronaut Hall of Fame, Rocket Garden, Kennedy Space Center Bus Tour ve simülasyon alanlarının ardından öğrenciler, birçok insana yaşamı boyunca nasip olmayacak bir deneyim yaşayarak Falcon 9 roketinin uzaya fırlatılış sürecini tüm aşamalarıyla canlı olarak izledi. Hepimiz uzayın, bilimin ve teknolojinin gücüne tanık olduk.
Bir okulun misyonu, öğrencilerine akademik başarı hedefi ve imkânları sunmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda öğrencilerinin bilimi, sporu, kültürü ve dünyayı yerinde deneyimlemelerine imkân sağlayıp onları geleceğe çok yönlü bireyler olarak hazırlamaktır.
Yolculuğumuz bana bir kez daha şunu düşündürdü: Çocuklarımızı korumak, onları hayatın getirdiklerinden uzak tutmak değildir. Bazen en güçlü koruma, kontrollü bir şekilde dünyaya açılmalarına izin vermektir.
Eğer imkânımız varsa çocuklarımıza sadece sınav başarısı değil; deneyim, cesaret, merak ve sorumluluk da kazandırmalıyız. Çünkü biz her zaman yanlarında olamayacağız ama onlara kazandırdığımız bakış açısı, hayat boyu onlarla yürüyecek ve yollarını aydınlatacak.
Kendilerini dünyanın merkezinde değil, dünyanın bir parçası olarak gören bireyler yetiştirmek dileğiyle…





