Bir kış günü, donmak üzere olan yılanı, yaşlı çoban bulur ve içindeki merhamet ağır basar; yılanı alıp paltosunun içine koyup ısıtır. Bir süre sonra kendine gelen yılanın ilk işi ise çobanı sokmak olur. Şaşkınlık içinde yere yığılan çoban, son nefesinde sadece bir cümle söyler:

“Ben seni değiştirebileceğimi sandım, sen ise sadece doğanı hatırladın”

Nankörlüğün artık bireysellikten çıkıp, bulaşıcı bir hastalık gibi toplumları içine çeken bir akıma, normalleşip hatta bir yaşam biçimine dönüştüğünü düşünüyorum. Yapılan iyiliği anında unutmak, emeği geçen kişileri değersizleştirmek, vefayı ise aptallık saymak…tüm bunlar, sanki ruhlara sinmiş (çoğu kimseler için bir alışkanlık) bende ise “NANKÖRİZM” olarak adlandırdığım!

İnsanoğlu yeryüzünde aklıyla iz bırakan tek canlıdır. Ateşi bulmuş, devasa yapılar inşa etmiş, okyanuslar aşmış, kıtalar keşfetmiş, medeniyetler kurmuştur. Hatta bilimle hastalıkları yenmiş, teknolojisiyle dünyayı avucunun içine sığdırmıştır. Fakat bütün bunların yanında hala aşamadığı bir sınav vardır: VEFA…

Ay’a ulaşan bu akıl, çoğu zaman kendisine uzanan elleri unutur, bir “teşekkür” kelimesini bile çok görür oldu. Bunca teknolojik ve bilimsel ilerlemeye rağmen, insani erdemlerde aynı başarıyı gösteremiyor nedense?

Nankörlük, yalnızca yapılan iyilikleri unutmak değildir. Çoğu zaman fedakarlığı, sevgiyi görmezden gelmek, nimetlere ise şükür etmemektir. Atalarımızdan öğrendiğimiz “bir lokma ekmeğe bile şükür edeceksin” öğüdü, şimdilerde yok hükmündedir neredeyse. Halbuki milyonlarca aç, yoksul insan varken evrende; nimeti görünmez kılmak ne büyük bir gaflettir.

Vefasızlık sadece insanlar arasında da yaşanmaz ayrıca. Tabiata karşı da çok nankördür insanoğlu. Gölgesinde serinlediği oksijen kaynağı ağaçları keser, nehirleri-denizleri kirletir, toprağı betonla örter. Sonrada gelsin kuraklık…

Kendi değerlerine hatta ana-babasına bile nankördür artık. Hatırlamaz bile ne emeklerle büyütüldüğünü…

En karanlık gecede başını omzuna koyduğu dostunu, beklentileri karşılanmadığında bir kalemde siler. Zira “hafızanın en büyük kusuru, işine gelmeyeni çabuk unutmasıdır” der Nietzsche.

Ve insan bazen en büyük yarayı düşmanından değil, merhamet ettiklerinden alır.

Unutmayalım ki biz yılan değiliz. Yapılan iyiliğe nankörlükle karşılık verdiğimizde en çok da kendimizi yani insanlığımızı tüketiriz…

Sevgiyle kalın