İnsanlar, kendilerine dokunmadığı sürece tepkisini göstermiyor.
Hatta artık kendisine dokununca da tepkisini göstermiyor.
İnsanlar tepki göstermiyor:
İnsanlar geçinemiyor.
İnsanlar güvenmiyor.
İnsanlar inanmıyor.
İnsanlar korkuyor.
Peki neden?
Baskı ve korku yönetiminin zirveye ulaştığı ilk dönem
7 Haziran 2015 seçimleri.
Yaklaşık 10 yıldır cezaevinde olan
o dönem mecliste Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı olarak
seçime üç ay kala mecliste yaptığı grup toplantısında,
önce partilileri selamladı ve
yalnızca üç cümlelik bir söylevde bulundu:
Seni başkan yaptırmayacağız. Seni başkan yaptırmayacağız.
Seni başkan yaptırmayacağız.
Seçim gününden yalnızca iki gün önce bir işaret belirdi.
Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda seçim mitinginde
düzenlenen bombalı saldırıda
5 kişi can verdi ve 400 kişi yaralandı.
Sonrasında olacaklar için bir işaretti.
Seçim günü geldi. Seçim yapıldı, halk oyunu verdi.
Hiçbir parti tek başına iktidar olamadı.
Bu doğal olarak aslında mevcut iktidarın da güvenoyu alamamasıydı.
Sonra ne mi oldu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümeti kurma görevini
dönemin Başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'na verdi.
Davutoğlu, CHP ve MHP liderleriyle görüşmeler yaptı ancak
kalıcı bir koalisyon ortaklığı kurulamadı.
MHP lideri Devlet Bahçeli
dışarıdan destek veya diğer formüllerin uygulanmasına da
kapıyı kapattı.
Koalisyon kurulamayınca Anayasa gereği geçici bir
seçim hükümeti kuruldu ve
1 Kasım 2015 tarihinde erken seçim yapılması kararı alındı.
Aradan geçen yaklaşık 5 aylık sürede neler oldu?
7 Haziran seçiminden iki gün önce beliren işaret devam etti.
20 Temmuz 2015 Şanlıurfa Suruç’ta 33 kişi can verdi ve yüzden fazla insan yaralandı.
Bu saldırıdan yalnızca iki gün sonra 22 Temmuz 2015’te Şanlıurfa Ceylanpınar saldırısında
iki polis evlerinde kafalarından vurularak katledildi.
Ayrıca bu olay 2013 yılında başlayan ilk çözüm sürecinin de bitirildiği olay olarak biliniyor.
23 Temmuz 2015’te Kilis Sınır çatışmasında Suriye sınırındaki IŞİD mevzilerinden açılan ateş sonucu 1 astsubay can verirken, 2 uzman çavuş yaralandı.
10 Ağustos 2015 İstanbul Sultanbeyli Karakolu saldırısında
bir Bomba İmha Müdürü polis can verdi. 3 polis ve 7 sivil yaralandı.
19 Ağustos 2015 Siirt Şirvan-Pervari Yolu saldırısında 8 asker can verdi.
Ağustos - Ekim 2015 tarihleri arasında hendek olayları ve sokağa çıkma yasaklarında:
Silopi, Cizre, Nusaybin, Yüksekova ve Diyarbakır Sur ilçelerinde PKK'nın gençlik yapılanmaları tarafından hendekler kazıldı ve mayınlı/bombalı barikatlar kuruldu.
Bu bölgelerde aylarca süren sokak çatışmaları yaşandı.
6 Eylül 2015 Hakkâri Dağlıca saldırısında 16 asker can verdi ve 6 asker yaralandı.
8 Eylül 2015 Iğdır Dilucu Sınır Kapısı saldırısında 13 polis can verirken 4 polis yaralandı.
10 Ekim 2015 Ankara Garı saldırısında
103 kişi hayatını kaybederken
500’den fazla insan yaralandı.
Özetle: Bu süreçte 150’yi geçen sayılarda güvenlik gücü,
240’ı geçen sayılarda sivil halk can verdi.
Bu olaylarda 350’yi geçen güvenlik gücü yaralanırken,
1100’ü geçen sayıda sivil halk yaralandı.
Sonra ne oldu?
1 Kasım 2015 seçimlerinde
AK Parti tek başına iktidar oldu.
İnsanlar korktu.
Tepki göstermeyi unuttu.
Peki seçim sonucu yetti mi?
Yetmedi.
Araya bir darbe girişimi girdi.
4 Kasım 2015’te Halkların Demokratik Partisi
Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş tutsak edildi.
Yine onun gibi niceleri cezaevlerine atıldı.
Terör dendi.
Öyle dendi böyle dendi.
Daha fazla yetki istendi.
Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi görünümlü bir yönetim talep edildi.
16 Nisan 2017’de
anayasa değişikliği ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen
dünyada örneği
yalnızca birkaç ülkede olan bir sistem oylandı.
Sonuç: Yüzde 51,41 evet, yüzde 48,59 hayır oldu.
Değişimler başladı.
Partili Cumhurbaşkanlığı, yasama, yürütme, yargının bağımsızlığı,
Başbakanlığın kaldırılması ve nice değişiklikleri anlatmaya gerek yok.
24 Haziran 2018 geldi. Genel seçimler yapıldı.
Başkan değişmedi.
Ekonomi değişti mi?
Değişmedi.
İnsanlar geçinemedi.
İnsanlar güvenemedi.
Yıl oldu 2019.
31 Mart 2019.
Yerel seçimler geldi. Oylar kullanıldı.
Türkiye haritasında sarı renkten farklı olarak, mor renk, mavi renk ve kırmızı reklerin
oranları yükseldi.
Büyükşehirlerde halk iktidara mesajlar verdi.
Başkanlar değişti; bazılarında meclis çoğunluğu değişmedi.
Sonra ne oldu?
Seçime katılmasında bir sorun çıkmayan bazı belediye başkanları
daha sonra terör örgütü üyeliği suçlamasıyla gözaltına alındı,
görevden uzaklaştırıldı veya haklarında dava açıldı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı,
kendisinden önce göreve atanan kayyum yönetimlerinin şatafatlarını görüntülerle anlattı.
Sonra ne oldu?
Selçuk Mızraklı hakkında
terör örgütü üyeliği suçlamasıyla işlem yapıldı.
Yerine ise kayyum olarak,
bir dönem Kocaeli Valiliği görevinde bulunan Hasan Basri Güzeloğlu atandı.
Nice belediye başkanları görevden alındı. Sınırlı bir tepki dışında tepki gösterildi mi?
Doğu batı ayrımıyla düşünen kimileri
‘acaba bu suçlamalar doğru mudur?’ Diye düşündü, konuştu.
Yıl oldu 2023.
Halk mesajını artırdı. Haritanın renginde kırmızı baskın olmaya başladı.
Meclis çoğunluğu olmayan yerlerde çoğunluk da değişti.
Özellikle İstanbul’daki seçimleri hatırlamayan yoktur.
Gönül belediyeciliği kazandı. Aslında kazanmadı.
Halk oylarının arkasında durdu. Tekrarlanan seçimde daha büyük fark yarattı.
İzmit’te de meclis çoğunluğu muhalefete geçti.
Yıl oldu 2024.
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, terör örgütü üyesi oldu. Gözaltına alındı.
Görevden alındı. Tutsak edildi.
Zaman geçti tahliye edildi ama görevine devam etmedi.
Kimse de neden demedi?
Sırasıyla iktidar partisi dışındaki belediyelerde yolsuzluklar başladı.
Onlar alındı. Bunlar alındı.
Ak belediyeler tertemizdi.
Farklı renkler ise hepsi bir anda kirlenmeye başladı.
Doğu batı ayrımıyla düşünen kimileri
‘acaba bu suçlamalar doğru mudur?’ Diye düşündü, konuştu.
Yıl oldu 2025.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı.
Halk tepki gösterdi.
İktidar tepki gösterdi.
İnsanlar geçinemedi.
İnsanlar güvenemedi.
İnsanlar yeni seçimi bekledi.
Sonrasındaki süreci zaten halâ yaşıyoruz.
Senede üç parti değiştiren milletvekilleri, eşinin akçe sıkıntılarından dolayı
topuklayan belediye başkanları gördük.
Parti değiştirenlerin duruşmaları son buldu, aklandı.
Mutlak butlan kelimesi hayatımıza girdi.
Süreç ilerledi.
Konular ilerledi, döndü dolaştı İzmit’e geldi.
Önceki gün İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, eşi Murat Hürriyet ve
beraberindeki 28 kişi gözaltına alındı.
Her partiden farklı illerden gözaltına alınan, tutsak edilen kişilerde olduğu gibi:
Seversiniz, sevmezsiniz.
Doğruları vardır, yanlışları vardır, eleştirirsiniz o ayrı.
Sizce bu uygulamalarda, bu cezalandırmalarda konular,
söz konusu olan suçlamalar mı?
Öyle olduğuna inanmak için öncelikle;
Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin, Melih Gökçek hakkında yapılan
100'e yakın suç duyurusuna ilişkin kamuoyuna yansıyan kapsamlı bir soruşturma
neden başlatılmadı?
Fatma Kaplan Hürriyet öncesi İzmit Belediyesi yönetiminde bugün yapılan suçlamaların hiçbirisi yok muydu?
Sözün özü mevzu yargılamak değil. Elbette halkın bir kuruş parasını, hakkını yiyen varsa yargılansın.
Ama herkes.